Yazınsal Denemeler

Tramvay Hikayesi

Saat akşam üzeri beş gibi çıkmıştı işten.  Tramvaya giderken yürüdüğü yolları ve yollara döşenmiş olan kaldırım taşlarını tekrar saydı. Sonra önünden köfte kokuları ile beraber geçtiği küçük ustaya selam çaktı. Yalnızlığından bir kez daha nefret etti, ustanın kararmış ellerini görünce. Yavaşça yoluna devam ederken, kimbilir kaç yılından kalma, eski taşlar ile ve el ustalığı kullanılarak örülmüş duvarları olan 50 metrekarelik parkın kapısından geçti. Hayatta yaşayacakları her her şeyi yaşadığını düşünen insanların doldurduğu banklara baktı. Yüzlerindeki derin çizgiler ile o kadar yorulmuş gözüküyorlardı ki, bir an yaşamanın bile onlara eziyet verdiğini hissetti. Canı acıyordu. Sustuğunun aksine neşeli bir adamdı oysa. Ağzından çıkan kelimeler, ezberlenmiş ve lanetlenmiş günlük hayatının birer tuğlası gibiydi. Her gün yeniden başladığı inşaatına bu kelimeler ile harç yapıyor ve yaşamak denilen kafa yorucu oyuna devam ediyordu. Karşıdan gelen eski model yeşil Opel marka arabaya baktı. Zamanın izlerini taşıyan krom kaplamaları tamamen solmuş hatta yer yer pas lekeleri oluşmuştu. Acaba kendisinin de pas lekeleri varmıdır diye düşündü. Ne zamandır, bu anlamsız akıl oyunlarına dalıp dalıp gidiyordu.  Cebinde titreyen ve uzun zamandır değiştirmediği için hayatının sıradan bir parçası olan telefonunu ve onun yine uzun zamandır değişmeyen melodisini duyar gibi oldu. Elini cebine attığında, dostum dediği ama aslında şu anda yanından geçen kırmızı şapkalı entel abi ile hiç bir farkı olmayan arkadaşı arıyordu. Telefonu açmadan önce yolun kenarına geçti. İnsanları engellemekten ve tabii ki engellenmekten nefret ederdi. Telefonu açmayı çok düşündü. Ama içinde çürümüş olan iç sesi açma dedi. Durmadı ve açtı telefonu.
– Ne haber abi nasılsın diye sordu
Karşıdaki ses gereksiz bir neşe ve iki yüzlü bir samimiyet ile cevap verdi
– İyiyim, kardeşim.
Ne kardeşi diye sordu kendi kendine. Acaba hayatın ne anlama geldiğini biliyor muydu, kardeşler. Ve neden kendi öz kardeşlerinin evlerini bile bilmiyordu. Canı devam etmek istemedi konuşmaya.
– Abi şarjım bitiyor ben seni arayacağım dedi ve kapattı.
Tramvay durağının girişinde cebindeki bileti çıkarak gişeden geçti. Durak kalabalık değildi ve en önemlisi tanıdığını sandığı hiç kimse yoktu. Zaten tanımak nasıl mümkün olabilirdi ki bir insanı. Sadece adını bilmek,yaşadığı evi bilmek, memleketini bilmek ne kadar yeterdi bir insanı tanımaya. Patronunu düşündü. Yıllardır aynı iş yerinde olmalarına rağmen, bir gün bile ona nasılsın dememişti patronu. Suskun ve elinin soğukluğunu hissederek yanaştı gelen tramvayın kapısına. Açılışta çıkan o sesi o kadar iyi tanıyordu ki neredeyse gelen her tramvayın kapı sesinden, numarasını tahmin edebilirdi. Tramvaya girerken sağına ve soluna baktı. Solunda duran o görevlinin kaba saba hallerini düşündü. Ne kadar mutlu görünüyordu. Üniforma sandığı o paçavralar ile kendini bir kral gibi hissediyordu belli ki. Derken tramvay hareket etti. Bıraktığı düşüncelerini yeniden eline alarak başladı düşünmeye. Ne için yaşıyorum bu hayatı…

Etiketler

Benzer Bloglar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu da ilginizi çekebilir

Close

Adblock yüzünden grüntülenemiyor. Lütfen Adblock kapatınız.

Please consider supporting us by disabling your ad blocker