Yazınsal Denemeler

Tavşanın Niyeti

Hücrelerden oluşan bir ceza evinde ne kadar mutlu olabilirse, o kadar mutluydu bugünde Kamuran. Tarlabaşı’nın Bizans kokan sokaklarında, ellerinde niyet çeken tavşanı ve tezgahı ile birlikte, zabıtadan hızlıca kaçabileceği kadar rahat ve satış yapabileceği kadar işlek bir yer düşünüyordu. Kaç gündür kötü giden satışların yüzünden havuç alacak parasıda kalmamıştı. Ama tek sermayesi olan o tavşanıda kaybederse, ne yapacağını kesinlikle bilmiyordu. Yeni bir tavşan almak için para bulsa bile onu eğitmek için harcayacağı zaman gözünde büyüyordu. Süleymaniye camii’nin yan tarafında bulunan ve Osmanlı döneminde pazar yeri olarak kullanılan fasulyeciler caddesine gitmeyi düşündü. Belki bir kaç turist niyet çeker de, günü kurtarırdı diye hesaplıyordu. Sabahın ılık sıcaklığı ile iliklerinde hissettiği güneş rahatlamasına neden oldu. Hızlı adımlar ile gitmektense daha ağır ve aheste devam etti yoluna. Yolda elindeki tavşanı gören bir kaç zabıta yan yan baksa da kimse ona ne diye tavşan taşıdığı hakkında tek bir soru bile sormadı. Kalbinden geçen o hayali günü düşünüp mutlu oldu. Sırtını Selimiye camiine vermiş, tezgahının önünde niyet kuyruğunda bekleyen turistler hayal ediyordu her sabah. Hatta belki işi büyütür iki tavşana çıkarırdı tezgahı. Gerçi o zaman da mani yazmak için iki katı mesai harcaması gerekecekti ama olsun diye düşündü. Mani yazmayı seviyordu. Küçükken amcasının elinden tutup ona okuduğu bütün şairlerin isimlerini hatırlıyordu. Ama şiirleri aklında tutmakta zorlanıyordu. Gerçi on iki yıl geçmişti o günlerin üzerinden. Cemal Süreyya isimli bir şair vardı ve on çok severdi. Aslında sevdiği adamın resmini bile görmemişti. Bir şiirini hatırlardı vakitli vakitsiz. Şöyle başlıyordu şiir; “Sana giden yollar kapalı bilirim…” ama gerisini hiç aklına getiremiyordu. Biraz para kazansa bir internet kafeye gidecek ve bütün şiirlerini kağıtlara yazdıracaktı. Ama ne yazık ki bırakın internet kafeye gidecek parayı, Tarlabaşı’ndan Selimiye Camii ne bile yürüyerek gitmek zorundaydı. Mısır çarşısından yukarı ara bir yoldan çıkarken, karşısına çıkan iki köpek, bütün neşesini kaçırdı. Aç olan hayvanlar, koku duyularının keskinliği sayesinde tavşanın kokusunu almış ve Kamuran’ın etrafında dolaşıyorlardı. Köpeklere hoşt falan gibi sesler çıkarmasına rağmen, köpekler kesinlikle oralı bile olmuyorlardı. Yokuş yukarı çıkmaktan zaten yorulmuş olan Kamuran, bir yandan da tavşanını korumak için sürekli sağına soluna bakıp, köpekleri kolluyordu. Az ilerde bir han vardı. Eğer oraya varabilirse, köpeklerden kurtulabilir ve tavşanını koruyabilirdi. Yokuşun kalan kısmı gözünde büyüdü. Kalan son gücünü kullanarak bir koşu hana varmayı tasarladı. Adımlarını hızlandırdı. Ayaklarının yere vurmasından çıkan pat pat sesleri boş sokakta inliyordu. Ayakkabılarında taban kalmadığından, ayaklarının altında ince bir sızı hissetti.  Birden ayağında keskin bir acı duydu. Üzerine basamayacak kadar keskin bir acıydı. Tek ayak zıplayarak yavaşlamaya çalışırken, ayakları birbirine dolanarak yere kapaklandı. Sağ elinde tuttuğu tavşanı, sırf köpeklere kaptırmamak için o kadar kavramıştı ki, Yere çarpması ile tavşanın can vermesi arasında bir veya iki saniye oynadı. Yere düşerken elleri dolu olduğundan dolayı yüzünü koruyamayan Kamuran’ın burnu ve alnı kanlar içindeydi. Kafasını hafifçe kaldırarak yatan tavşanını gördü. Tezgahın üzerinde durduğu gibi kıpırdamadan ve sessizce uzanıyordu. Kamuran’ın en sevdiği şey olan bıyıklarında en ufak bir hareketlilik bile yoktu. Zorlukla doğrulmaya çalışan Kamuran, ellerini tavşanına doğru uzatmaya çalıştı. Yıldırım gibi bir hızla peşindeki köpeklerden biri tavşanı kapıp hızlıca ara sokağa doğru koşmaya başladı. Kamuran kalbinde ki derin acıyı, göz bebeklerindeki büyüme ile hissetti. İleri atılmak için bütün gücü ile atıldı. Ama kan içinde kalmış dizleri ona ayak uyduramadı. Köpekler hızla giderken, Kamuran ellerini yavaşça arkalarından uzatarak durmaları için yalvardı. Ama artık çok geçti. Giden köpekler ile beraber, bir tavşan, bir ekmek ve bir dost gitmişti. Tecrit edilmiş hayatında ki tek yaşam belirtisini kaybeden Kamuran, sabahın o saatinde oturduğu yerde ağlayarak, sessizce feryat etti.

” Tavşanım çalındı, gün ağarırken,
Yüreğim yandı, orta yerinden.
Be hey vicdansız köpek, derdin ne senin
Belli ki Şeytan yolladı seni peşimden”

Kamuran bu olaydan sonra divane gibi sokaklarda gezerek bu mısraları tekrarlayıp durdu. Yıllarca bu şekilde dolaştı. Hatta bugün bile, Selimiye civarına gidecek olursanız oralara bir sorun. Tavşanı kaybeden Kamuran, onu buldu mu diye…

Etiketler

Benzer Bloglar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu da ilginizi çekebilir

Close

Adblock yüzünden grüntülenemiyor. Lütfen Adblock kapatınız.

Please consider supporting us by disabling your ad blocker