Yazınsal Denemeler

Aynadaki Adam Kimdi?

Cadde bugünde kalabalıktı. Gelip geçenlerin ardı arkası kesilmiyordu. Kaldırım taşlarında eskimiş kıçlarını silkeleyerek ayağa kalkıyordu işsiz güçsüz delikanlılar. Her gün aynı yerde tezgah açan midyeci takılıyordu öylesine. O bile inanmıyordu galiba midyelerini satabileceğine. Güneş hafiften ısıtıyordu insanı. Bahar güneşi işte, ne yakıyordu seni ne de üşütüyordu gövdeni. Köşe başından caddeye daldı çocuk. Her gün aynı yolu yürümenin verdiği ezber güven ile detaylara takılmadan, suya kapılan çakıl taşı misali sürükleniyordu caddede. Kitapçının önüne gelince alacağından değil ama neler gelmişi diye vitrine baktı. E-Kitap okumaya alışmıştı artık. Toplu taşımada bırak kitap tutmayı insan ayakta zor duruyordu ne de olsa. O da çözümü telefon ekranından kitap okumada bulmuştu. Vitrine bakarken kırmızı kapaklı, altın yaldızlı harflerle basılmış yeni bir kitap geldiğini fark etti. Vitrine biraz daha yaklaşınca aradaki boşluğu unutuverdi. Nefesi camda buğu yapacak kadar yakınlaştı. Yazarın adını okumaya çalışıyordu. O sırada içeriden bir ses duydu. Beyefendi camı kirletiyorsunuz. Çok merak ediyorsanız içeri gelin ve bakın. Almak mecburi değil. Sesle irkildi çocuk. Ona seslenen kitapçıda çalışan ve kurumsal kıyafet olarak beyaz gömlek ve gri renk bir pantolon giymiş 20 yaşlarının ortasında bir kızdı. Gözleri yaşının enerjisini taşıyordu. Yanakları biraz allıktan, biraz da gençlikten kırmızı kırmızıydı. Boynuna aksesuar diye attığı fular, yanakları ile aynı renkte olduğundan acaba fuların rengimi yanaklarına yansıyor diye düşündü çocuk. Fular o kadar belirleyici bir detay olmuştu ki, kitapçıda çalışan diğer herkesten farklı göründü kız gözüne. Çocuk kız ile göz göze geldikten sonra özür dilemek ister gibi elini kaldırdı. Mahçup bir şekilde yana doğru bir kaç adım attı. Amacı yana attığı adımlardan sonra yüzünü çevirip dönmekti. Fakat hesap hatası nedeni ile kendisini yana atayım derken mağaza kapısının önünde buldu kendini. Kararsız kaldığı bir kaç saniye boyunca içeriye bakakaldı. Sonra gemileri yakan Tarık Bin Ziyad edası ile daldı kitapçıya. Ayaklarına hükmetmekten uzaktı. Direk olarak kızın yanına gitti. Sözlü olarak bir kaç özürden sonra kitaba hangi reyondan bakabileceğini sordu. Kız kendisine eşlik edeceğini söyleyerek takip etmesini rica etti. Arkasından giderken kızın dolgun kalçalarının kıvrımlarına baktı. Anlık olarak utansa da gözlerinin kendisini dinlemeye pek niyeti yoktu. Mağaza içinde bir buçuk dakika kadar döne döne dolaştıktan sonra reyona vardı. Kız kitabı raftan aldı ve kendisine uzattı. Kırmızı koyu renkli bir kitaptı. Kitabın adı kabartmalı altın yaldızlı harflerle yazılmıştı. Yazarın adı ise en altta beyaz ve el yazısına benzer bir fontta duruyordu. Kitap tahminen beş yüz sayfa civarındaydı. Çocuk sayfaları hızlıca çevirince kız söze girdi.
– Pek tanınmış bir yazar değil. Ama hayatın yoksunluğunu ve gündelik hayatta yaşadığımız düşüşleri çok güzel anlatmış. Kimi yerinde roman, kimi yerinde ise kişisel gelişim kitabı gibi. Ama okuması keyifli diye bitirdi sözlerini.
Çocuk kitabı okuduğunu tahmin etti. Bu kitabı bir arkadaşınıza tavsiye eder misiniz diye sordu. Kız arkadaşıma bağlı dedi. Yani onun zevkine bağlı. Çocuğun dili aklından evvel davranarak atıldı. Ben arkadaşın olsaydım bana tavsiye eder miydin? Kız gülümsedi. Muhtemelen ederdim dedi. Çünkü senin enerjin de bu kitapta bahsedilen karakter gibi negatif. Çocuk negatif kelimesine takıldı. Negatif ten neyi kastettiniz acaba? Kız gülümsedi ve çocuğa gerçek fakat can yakıcı bir şekilde cevap verdi. Baksanıza kendinize. Modası geçmiş sıradan şeyler giyiyorsunuz. Saçlarınız yağlı ve gözlükleriniz kirli. Üstelik etrafınızda olup bitenlerle pek ilgilenmiyorsunuz. Bence tam sizlik bir kitap. Çocuk bu bildirimlerden sonra kendisinin uyandırdığı izlenim karşısında şaşkına döndü. Gerçekten böyle mi görünüyordu? Belki de kız kitabı satmak için bu şekilde davranıyordu. Ama bir kitap için bu kadar çıkarım fazla değil miydi?
Mağaza akşamüstü olduğundan biraz kalabalıktı. Çocuk kitabı eline alarak kasaya doğru yürüdü. Kırkiki liralık ücreti vererek kasadan çıkışa doğru yöneldi. Elindeki kitabı o kadar umursamıyordu ki, neredeyse mağazadan çıkmadan kapı ağzındaki rafa bırakacaktı. Kafasında kızın söylediklerini canlandırdı. Moda sı geçmiş elbiseler giyen, kirli saçlı, kirli gözlüklü, bezmiş bir adam. Gerçekten bu muydu? Kitabı nedenini bile bilemediği bir sinir ile sıkarak mağazadan ayrıldı. Yol boyunca tek düşündüğü buydu. Bir banka oturdu. Kitabın sayfalarını karıştırdı. Kitaptaki adam tam olarak neyi anlatıyor diye düşündü.
Kalabalıkta kendini yapayalnız hissetti. Susmuş olmanın verdiği durgunluk, kafasının içinde bile kendisine cevap vermesini zorlaştırıyordu. Akşama kadar sadece baktı, baktı ve baktı. Akşam olup ta cadde gececiler ile dolarken ayağa kalktı. Kapanmış bir dükkanın vitrinin önünde diz çöktü. Kendine baktı. elinde kendi yazdığı kitabı ve kitapta yazdığı ama kim olduğunu bilmediği karakterin gözlerine baktı. Evet kız doğru söylüyordu. O kitaptaki adamın ta kendisiydi…

[yasr_visitor_multiset setid=1]
Etiketler

Benzer Bloglar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu da ilginizi çekebilir

Close

Adblock yüzünden grüntülenemiyor. Lütfen Adblock kapatınız.

Please consider supporting us by disabling your ad blocker