Yazınsal Denemeler

Acele yaşlanmak, ecele genç olmak

Yürüyen merdivenlere yanaşırken sağına soluna baktı. Sol taraftan gelen kadına yol vermek için yavaşladı. İnsanların neden bu kadar acelesi vardı? Durmadan hızlıca bir şeylere veya bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardı. Aklı ve mantığı bu düzlemde yer alan koordinatları asla anlayamadı. Yıllarca eğitim aldığı okulları hatırladı. Tahtaya yazılan hiç bir formül açıklayamıyordu bu hız denklemini. Ne fizikte ki hız kuramları ne de matematik de ki denklemler buna cevap veremiyordu. Durmadan anılar kafasına hücum ediyordu. Düşündüğü bütün kelimelerin yavaş yavaş zihnine akmasından yanaydı. Yıllarca direndiği bu hız sarmalında elinde olanla yetinmeyi öğrenmişti. Çocukluğunun bozkırlarından, gençliğinin metropollerine giden o yolları ve yılları yavaşça hatırlamaya başladı. Merdivenin hareket eden korkuluklarına dokunduğunda ellerine gelen o anıları, ellerini çırparak silkelemek istedi. Daha dün genç bir delikanlı iken, bugün toplumun olgunluk olarak tanımladığı 30’lu yaşlarının başındaydı. Ağlamaklı oldu bir anda. Metro çıkışına doğru yürürken, panoya yansıyan kendi görüntüsüne baktı. Evet olgun bir adamdı. Kalbinde garip bir hüzün taşıyan ve asla bu hüzünden kurtulamayacak olgun bir adam. Hayallerini hatırladı birden. 18 olduğunda yapacağı şeyleri hayal eden o genç delikanlı geldi gözlerinin önüne. Ne bıçkın, ne afacan, ne dünya dolu gözlerdi onlar öyle. Şimdi kendine bir ayna karşısında bile tahammül edemeyen, amaçlarından uzak sadece yaşayan bir adamdı. Metro çıkışına vardığında yüzüne vuran soğuk havayı hissetti. Bir anda kendine gelmişti. Aklına gelenler bir köpük gibi dağıldı bir anda. Güzel, gök kuşağı renklerinde bir köpük. Metro çıkışı her zaman ki gibi karanlıktı. Sol tarafında kalan sitenin yüksek binalarına küçük bir bakış attı. Sonra kendisini izleyen birileri varmış gibi hayal ederek, karizmatik olduğunu sandığı bir hareketle atkısını burnuna kadar çekti. Yeni aldığı ama kar yağışından bu yana temizlemediği için beyaz lekelere sahip botlarının sağlamlığından cesaret alarak sağ tarafına döndü. Karşıya geçmesi gerektiği için, bir kurdun gözlerinde ki nefret ile araçlara baktı.  Onlardan sızan o kör edici ışıklardan nefret ettiğini hatırladı tekrardan. O ışıklar bir insanın rahatlıkla görebileceği gece de bile insanı kör edebiliyordu ve bunu defalarca kez yaşadığını biliyordu. Eve gitmek üzere yaklaştığı caddenin başında her akşam bir ibadet gibi tekrarladığı o bakışı ile baktı. O bakışı görseniz muhtemelen aklınıza az sonra bu adamın bir el hareketi ile caddeyi, fantastik film sahnelerindeki gibi ortadan yaracağını düşünebilirdiniz. Ama sadece yürümek için kendini motive etmekten başka bir amacı yoktu. Her gün o yolları, o kaldırımları ve kendisini yabancı hissettiği dünyayı yaşamak zorundaydı. Kalbinde amansız delikler açan bu anlamsızlıkların ağırlığı, gözlerinden aşağı düşen o vazgeçmiş bakışlarında gizliydi. Bir an yok olsam diye düşünürdü, her akşam bu caddeden geçerken. Kendim olmasam hatta hiç olmasam diye düşünürdü. Kalbinde bu duyguyu derinden hissederken, alışkanlıktan adımlamaya devam ederdi. Çok korkardı kalbinin sesini duymaktan ve her defasında onu bir şeyler mırıldanırken duyardınız. Cadde bitince karşı dükkanda her akşam müşteri bekleyen karı kocayı görür, onların hayatının neye hizmet ettiğini tahmin etmeye çalışırdı. 10 m2‘lik bir dükkan ve iki kişilik bir hayat, başlıca hikaye konusu diye düşünürdü bu insanları. Artık daha tenha ve daha yokuş bir sokağa gelmişti. Yolun sonundan sol ve biraz yürüdükten sonra sağ yapınca evine gelmiş olacaktı. Ama sanki bir asır boyunca yürüse de o yolu bitiremeyecekmiş gibi, hedefe varamayacakmış gibi yavaş tempo ile adımlarına devam ederdi. Yokuş ne kadar dik olursa olsun, artık hayal kurmayı bıraktığı için, eninde sonunda biteceğini bilirdi. Ve devam ederdi yürümeye. Yürür yürür ve hep yürürdü. Mahalle pazarının dağılması ile kalan çöplerde yiyecek arayan insanları görürdü. Onu gören insanlar utancından çöplerin yanından 3 4 adım uzaklaşır sonra onun geçtiğini görünce tekrardan çöpleri karıştırmaya başlardı. Sola döndüğünde evinin balkonunu gördü. Her gün bu manzarayı görmekten o kadar sıkılmıştı ki, artık sıkılmanın bile gereksiz bir zahmet verdiğini düşünmüş ve ondan da vazgeçmişti. Hiç acelesi yoktu artık yaşamak için. Yıllar o kadar çabuk ve boşa geçiyordu ki, acele eden insanları kesinlikle anlamıyordu.

Etiketler

Benzer Bloglar

0 thoughts on “Acele yaşlanmak, ecele genç olmak”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu da ilginizi çekebilir

Close

Adblock yüzünden grüntülenemiyor. Lütfen Adblock kapatınız.

Please consider supporting us by disabling your ad blocker